HAYIR Demeyi Bil!

2017-03-07 15:16:00

Çınar’ım,   Büyümeye, gelişmeye, öğrenmeye devam ediyorsun. Bu süreçte en büyük korkum, mizacında var olan zenginlikleri törpülemek, aşındırmak, yanlış eğim vermek suretiyle; aslında tam kıvamında olan ruhunun yanlış şekillenmesine sebep olmak… Yaşın ilerledikçe sana rehberlik etmek daha da zorlaşıyor. Önceleri daha maddesel unsurları tanıtmaya yönelik aktardığım edinimler, giderek soyut kavramlar üzerine yoğunlaşıyor.   Doğduğu andan, sosyal çevresini idrak edene kadarki süreçte tüm çocukların yaptığı gibi sen de dediğini yaptıran, tuttuğunu koparan ve direten bir çocuktun. Sosyal ilişkilerinin duygusallık ibresi yükseldikçe, empati kurmayı öğrenmeye başladın ve asla kırılamaz sandığımız inat sözcüklerin günden güne yumuşamaya başladı. Sürekli olumsuz karşılıkların ardından şeker kıvamında bir uysallığa geçiş sürecin son bir yılda beni çok mutlu etmişti. Daha neşeli, espri anlayışı gelişmekte olan, mükemmel bir oyun arkadaşı kazanmıştım. Hala yemek yememe yönünde tavrını korusan da bu konu dışında ideal bir evlat olduğunu söyleyebilirim. Bu arada az yemene ve yemek seçmene annen olarak saygı duyuyorum, ama bunu sana belli etmiyorum. Çünkü yaşayarak öğreneceğin önemli bir konu da; bazı gerçekler her zaman ve herkese söylenmez! Bu dünyada insanlarla ilişkilerini temelde iki şey belirler; söylediklerin ve söylemediklerin. Söylediklerin önemlidir; çünkü sözlerinden sorumlusundur. Pişman olacağın sözler söylememeye dikkat etmelisin. Söylemediklerin de kendi içinde ikiye ayrılır; söylemediklerin ve söyleyemediklerin. Söylemediklerinde çok sıkıntı çıkmaz genelde, çünkü ... Devamı

Bir Ajda değiliz ama, emekli de olmayız

2014-07-19 01:23:00
Bir Ajda değiliz ama, emekli de olmayız |  görsel 1

Arkamdan neler dediklerini biliyorum. Bazıları çok acımasız. Zamanında ben de başkaları için demiştim. Ben de çok acımasızdım. Gitme vakitleri geldiğinde birileri de onlar için diyecek. O zaman anlayacaklar ki; gitmesi söylemesi kadar kolay olmuyor. Konuşulanlara kulak asmamaya çalışarak az şekerli kahvemi ve sigaramı alarak kafeteryanın balkonuna çıktım. İkili üçlü gruplar birim içi ve birimler arası bilgi alışverişi yapıyor her zamanki gibi. Gülümseyerek selam veren de var, oturduğu yeri büyük bir saygıyla bana vermek isteyen de. Ve görmemiş gibi yapmaya çalışarak göz ucuyla beni takip eden de… Kahvemi ve sigaramı bitirip işimin başına döndüğümde ben ve benim gibi emekliliği gelmiş arkadaşlarım hakkında büyük bir iştahla dedikodu yapacaklar. Gençlerin önünü tıkıyoruz. Bizlerin gitmesi lazım ki, yeniler yerini bilsin. Artık evimize gidip torun sevmeliyiz. Her Allah’ın günü sabahın köründe kalk gel, akşam trafikte eve dön, akıl kalmamış bizde. Koltuklarımıza yapışmışız, bırakmıyoruz. Mis gibi ikramiyemizi alalım, gidelim kafamızı dinleyelim. Buralarda ölüp gideceğiz, haberimiz yok. Ah ne kadar haklılar… Dışarıdan bakınca çözüm ne kadar kolay. Ben de isterdim, vakit tamam deyip gidebilmeyi. Ama gidemiyorum. Anadan babadan kalan bir evim olmadı hiç. Omuz omuza verip hayatı güzelleştirecek, kolaylaştıracak bir eşim, cıvıl cıvıl sesleriyle umut kokan çocuklarım olmadı. Yıllarca bir yere yetişir gibi, evden işe, işten eve çalıştım durdum. Sonunda ne olacak diye düşünmeden. İşte son geldi. Yıllarca emekli olmayı bekledim. Beklerken hiçbir şey yapmamış olduğumu yeni fark ettim. Emekli olunca epey bir düşecek maaşımla, tek başıma yaşadığım evde bütün gün ne yapacağımı bilmiy... Devamı

Çınar'a Öğütler / Dervişin Zikri: "Donsuz Geceler"

2014-07-16 00:09:00
Çınara Öğütler / Dervişin Zikri: Donsuz Geceler |  görsel 1

Çınar’ım, Aramıza katılmanın verdiği mutluluk bir kenara, büyümenle doğru orantılı olarak, iletişim becerilerini arttırmanın bizde yarattığı coşku ve heyecanı tahmin edemezsin. Akranın kız çocuklarının bülbül gibi şakımalarının aksine sözcükleri telaffuz etmek ve kullanmakta uyguladığın sabır ölçme tekniği sayesinde, ağzından çıkan her yeni kelimede havalara uçuyor, bir daha tekrarlatmak için karşında maymun oluyoruz. Uzun cümleler kurman, insanlarla ve en çok da benimle sohbet etmen için yanıp tutuşuyorum. Seninle aramızdaki bağ giderek daha da güçleniyor, özgünleşiyor, anlamlanıyor. Hiç konuşmasak da sen kucağımdayken ya da birbirimize sarıldığımızda; izin vermeyeceğimi düşündüğün bir konuda beni tavlamak için göz kırpıp, şirince gülümsediğinde ya da uykun sıkıştırdığında dikkatini dağıtmak ve güldürmek için karşında komiklikler yaptığımda hiçbir sözcüğe gerek kalmadan birbirimizi anlıyoruz. Ancak zamanla daha iyi kavrıyorum ki; seslerimizi ve dahası, anlamı olan söz öbeklerini duyduğumuzda iletişim daha güçlü ve ifadeler daha kalıcı oluyor. Dilin yaşamımızdaki etkisi üzerine yazılmış belki yüzlerce kitap vardır. Sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda toplumların davranış şekillerini, kültürlerini de biçimlendiren, özgün kılan en önemli enstrümandır. Bunun en iyi ispatı, bir dilde var olan bir sözün başka dillere birebir çevrilememesidir. Bir atasözü, “dervişin fikri neyse, zikri odur” der. İnsanların düşünce dünyaları dillerine de yansır. Türkçe için, “lastik gibi, ne tarafa çekersen o tarafa gider” deriz. Oysa söylenen sözü bir taraflara çeken beynimizd... Devamı

Babam, keman ve ben

2014-07-08 02:50:00
Babam, keman ve ben |  görsel 1

Keman sesini ilk duyduğumda kaç yaşındaydım bilmiyorum. Çocukluğumun ilk yıllarından hatırladığım, gökyüzünü örten yeşil yaprakların sırtından süzülen güneş hüzmelerinin yerdeki aksi arasında kendimi güvende ve huzurda hissettiğim. Çember olmuş bir sürü görünmez insanın ellerinde fenerle gökyüzünden bana ışık oyunu yaptıklarını düşündüğümü hatırlıyorum. Etekleri mor çiçekli, beyaz elbisemle kendi etrafımda dönerken, babamın çaldığı kemanın neşeli melodisine ayak uydurmaya çalışırdım. Arka planda annemin arada bir yükselen kahkahası, babamın müziği kesip anneme bir şeyler söyleyerek daha da güldürmesi ve hüzmelerin arasından ikisini de kucaklama isteğim. Üçümüze ait hatırlayabildiğim en güzel anlar bunlar. Babamın elindeki arşeyi çenesinin altında sabitlediği kemanının telleri üzerinde kısa ve güçlü... ...Kaynak : zerrinhamsioglu.blogcu.com Devamı

Babam, keman ve ben

2014-07-08 02:36:00
Babam, keman ve ben |  görsel 1

Keman sesini ilk duyduğumda kaç yaşındaydım bilmiyorum. Çocukluğumun ilk yıllarından hatırladığım, gökyüzünü örten yeşil yaprakların sırtından süzülen güneş hüzmelerinin yerdeki aksi arasında kendimi güvende ve huzurda hissettiğim. Çember olmuş bir sürü görünmez insanın ellerinde fenerle gökyüzünden bana ışık oyunu yaptıklarını düşündüğümü hatırlıyorum. Etekleri mor çiçekli, beyaz elbisemle kendi etrafımda dönerken, babamın çaldığı kemanın neşeli melodisine ayak uydurmaya çalışırdım. Arka planda annemin arada bir yükselen kahkahası, babamın müziği kesip anneme bir şeyler söyleyerek daha da güldürmesi ve hüzmelerin arasından ikisini de kucaklama isteğim. Üçümüze ait hatırlayabildiğim en güzel anlar bunlar. Babamın elindeki arşeyi çenesinin altında sabitlediği kemanının telleri üzerinde kısa ve güçlü dokunuşlarla hareket ettirmesinin eşliğinde mor çiçeklerin havada uçuşmasının hazzını yıllar sonra Monet’nin nilüferlerinde yakalamıştım. Henüz ilkokul beşinci sınıftayken tanıştığım Monet, hayatımın kilometre taşı olmuştu aynı zamanda. On yaşını yeni doldurmuş bir çocuğun kalbinde o kadar derin bir resim sevgisi uyandırmıştı ki, tüm hayallerimi resim üzerine kurmuştum. Devam eden yıllarda beni en mutlu eden şey, babam keman çalarken resim yapmak olmuştu. Mutluluk, benim için babamın çaldığı kemanda gizliydi. Cam kenarında, tüm odaya yayılmışçasına uzayıp giden yatağında hareketsiz yatan babamın artık bir daha keman çalamayacak olması, benim de artık bir daha mutlu olamayacağım anlamına geliyordu. Oysa hiç böyle hayal etmemiştim. İyi bir ressam olacağıma karar verdiğim gün, babamın konforlu bir hayat sü... Devamı

“Çok arabesk” demeden önce bir daha düşün!

2014-07-01 10:48:00
“Çok arabesk” demeden önce bir daha düşün! |  görsel 1

Henüz zamanın ölçülemediği, hiç kimsenin hatırlamadığı kadar uzun çağlar öncesinde bir vakit, doğanın geleceğini tehlikede gören tüm duygular harekete geçmiş. Zaman zaman insanın ruhunda birbirleriyle örtüşen, çatışan, savaşan, zıtlıklar oluşturan, karmaşaya hatta infiale yol açan duygular aklıselim bir karar verebilmek için toplanmışlar. Yüzü aşkın duygu tüm ciddiyeti ve salt yoğunluklarıyla adeta bir çalıştay gerçekleştirmişler. Uzun toplantılar sonucunda doğanın dengesini bozan birinci derece suçlunun insan olduğuna kanaat getirmişler. Çözümü bulmak, sorunu saptamak kadar kolay olmamış. Gözü dönmüşlük, aç gözlülük ve hep daha fazlasını isteme özelliklerinden dolayı ezen, bölen, parçalayan, yok eden insana bir ceza biçmenin çare olmayacağına hükmetmişler. Yine uzun ve yorucu beyin fırtınalarından sonra geldikleri nokta, insanı durdurmanın en güvenli yolunun kendisinde var olan en iyi duyguyu harekete geçirmek olmuş. Gizli oylama sonucunda oy birliğiyle verilen karar, insanın kötülüğünü ortaya çıkaran ve tetikleyen olumsuz duyguları saptayarak törpülenmelerine yardımcı olması için insanın kalkanı görevini yapacak bir duyguyu belirlemek olmuş. Bunun için yüksek sesle düşünmeye ve aday duyguları dinlemeye karar vermişler. Vahşet, kibir, hışım, düşmanlık, nefret, öfke, azap gibi insana zarar veren tüm duyguları eleyerek, geride kalan duygulardan adaylığını koyanlara söz hakkı tanımışlar. Önce vicdan söz almış; pişmanlıkla birlikte bu işi üstlenebileceklerini söylemiş. Arkasından empati konuşmuş, eğer insanın empati kurmasını güçlendirirlerse vicdan azabı çekmesine ve pişmanlık ya... Devamı

Yabancılaşmaya giriş...

2014-06-24 01:57:00

Kendine öteki, özünde iyi bir insan… Olanca harislik ve doyumsuzlukla kuşatılmış ruhunun katmanlarının derinliklerine indikçe, üzeri yılların ördüğü örümcek ağları ve hırs tozlarıyla kaplanmış, göçük altında kalan özünde, iyi bir insan. Çocukluk yıllarında sokak kedilerini besleyen, arkadaşının göz pınarlarından akan yaşı kendi yanağında silen, beslenme çantasında getirdiklerini son lokmasına kadar paylaşan, sokaktaki çocukların gözü kalmasın, mahzunlanmasın diye yeni alınan ayakkabılarının burnunu bir an önce topla eskitmek isteyen, özü henüz kaybolmamış iyi bir insan. Yüzeydeki fırtınaların durulmasının ardından aslında dipsiz bir kuyu olduğunu fark ettiği ruhunu yargıladığı, sorguladığı, cezalandırdığı, önemsediği, ayırt ettiği, tanıdığı ve kavramaya başladığı ergenlik yıllarında da iyi bir insan. İnsanı tek tipleştiren, aşağılayan, öğüten, başkalaştıran, boyun eğdiren, körelten, ayıklayan, çürüğe çıkaran eğitim sisteminin dişlileri arasında sıkışmaya başlayan ve sonucunda kendisi ve herkes için insanca yaşamı düstur edinen; bunun için bir dizi prensipler belirleyen, dünyayı “kurtarmaya” ant içen, cesur, gözü kara, zeki ve karakterli hala iyi bir insan.  Kontrolü ele geçirme planlarının üniversite giriş sınavının “seçici” soruları arasında eriyip, kontrolü kaybetmesinin ruhunda açmaya başladığı yaraların kanamasıyla, kanadı kırık ve ulvi hedefinden sapmış, güç kaybetmekte olan ve yine de iyi bir insan olma halini korumaya çalışırken, hırs ve öfkenin pençesine düştüğünü fark edemeyen bir insan. Bir gün ideallerine kavuştuğunda elinden tutacağı, omuz vereceği, bir zamanlar geleceğini belirsiz... Devamı

Bu şehir yakışmadı bize

2014-06-23 19:00:00

Bu şehir yakışmadı bize Hüznü kursağında İki yabancı ruhtan ibaretiz Oysa akasya dallarında asılı Sayısız kar altında kalan Tutsaklıklara boyun eğen özgürlüğümüz Baharı bekleyişimizse boşuna Bu şehrin üç mevsimi var...... Devamı

Çınar'a Öğütler / Çünkü hayat, başladığı yerde biter…

2014-06-14 00:15:00
Çınara Öğütler / Çünkü hayat, başladığı yerde biter… |  görsel 1

  Çınar’ım,   Her çocuk gibi sen de kendinden yaşça küçüklerden keyif almadığın, yetişkinlere söz geçirmenin dayanılmaz hazzını yaşadığın bir dönemdesin. Oyun parkına her gidişimizde büyük çocukların arasına katılmaya çalışıyor, seni aralarına almasalar bile uzaktan onların oyunlarına dahil olduğunu düşünüp mutlu oluyorsun. Onların hareketlerini takip edip, her yaptıklarını taklit ediyorsun; senden küçük gördüklerini de yönetmeye ve yönlendirmeye çabalıyorsun. Hayatının belli bir dönemine kadar yaşça ya da kalıpça senden “üstün” gördüklerine hep fazladan bir saygı duyacak, “o” nun yaşına gelmek, boyuna erişmek için can atacaksın. Somut düşünme evresinden soyut düşünmeye geçene kadar insanları niceliklerine göre sınıflandıracak, tamamen şekilsel kalıplarla tanımlayacaksın. Ve yine hayatının belli bir dönemine kadar en sahip olmak istediğin özellik “büyük” olacak. Kendinin büyük, sahip olduklarının da “çok” olmasını isteyeceksin. Yaşın ilerleyip de bağımsız bir birey olduğunu fark ettiğinde, nereden geldiği belli olmayan bir özgüvene kavuşacaksın. Birer kahraman olarak gördüğün annen ve baban normalleşecek önce gözünde. Annelerin ve babaların da bilemediği ya da yapamadığı şeyler olduğunu görünce için biraz burkularak büyüklerin yenilmez figürler olmadığını kabul edeceksin. Bu kabul ediş aynı zamanda senin aydınlanma noktan olacak. Ergenlik dönemin en sancılı, en hezeyanlı dönemlerinden biri olacak. Duyguların, fikirlerin, görüşlerin, çıkarımların inişler ve çıkışlar yaşayacak. Herkesi sorguladığından daha ağır ve acımasız şek... Devamı

Çınar'a Öğütler / Haysiyetimizi de kaybediyoruz

2014-03-31 04:42:00
Çınara Öğütler / Haysiyetimizi de kaybediyoruz |  görsel 1

Çınar’ım,   Sen büyümeye devam ederken, senin için biriktirmek istediğim onca güzel ya da gerekli şey varken; acı ve gerçek olan ne varsa yazmak zorunda kalmaktan dolayı mutsuzum ama asla yorgun değilim. Umarım beni anlamaya başladığın dönemde her şey daha güzel ve yoluna girmiş olur da, seninle anne oğul aşktan ve keyif aldığımız anlardan bahsederiz uzun uzun… Henüz iki yaşını yeni doldurmuş bir çocuk olsan da sanırım içinde bulunduğumuz şartların biz büyükleri şekillendirmesinden etkilenerek sen de erken olgunlaşıyorsun. Sanki küçücük aklınla her şeyin farkındasın ve bizimle eğleniyorsun. Televizyon kanallarında çığırtkanların birbirlerinin sesini bastırmaya çalışması gibi boy gösteren siyasi parti reklamlarını her gördüğünde dalga geçer bir edayla taklitlerini yapıyorsun ve gülüyorsun. Aslına bakarsan biz de ağlanacak halimize gülüyoruz. Toplum olarak o kadar aşırı doz aldık ki her konuda, acıya duyarsız hale geldik. Her şeye gülüyoruz, karşısında olduğumuz siyasilerin açıklarını arıyoruz ve gaf yaptıkları anda basıyoruz kahkahayı. Ruh sağlığımızı kaybettik. Haysiyetimizi korumaya çalışıyoruz. En azından benim gibi düşünenler… Ne yazık ki haysiyetini en başta kaybedenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Saygımızı da kaybettik, birbirimize olan sevgimizi de. Belki de hiçbir zaman sevmedik ve saymadık birbirimizi. Belki de hiç öğrenmedik. Oysa yaşamak için önce sevmelisin. Kendini ve diğerlerini. Herkesi sevmek zorunda değilsin, ama saygı duymalısın. Domuzu  sevmeyebilirsin ama ona bile saygı duymalısın. Dişleri ile toprağı sürerek havalandırmasa, yere düşen tohum toprağa iyi karışamaz çünkü. Bununla beraber bazı insanlar vardır ki; ne sevgini ne de saygını hak e... Devamı